| vbilgin@bugun.com.tr |
Benim kuşağımın "ağabeyleri" içinde Nevzat Kösoğlu'nun ayrı bir yeri vardır.
Her zaman yolunda dimdik ve kararlılıkla yürümüş bir inanç adamı, bir dava adamı ve Allah'tan başka hiçbir şeyden korkmadığını hayatıyla ispat etmiş bir adam.
12 Eylül mahkemesinde "Siz gayrimeşru bir yönetimin sözcülerisiniz. Sizi bir mahkeme heyeti olarak kabul etmiyorum.
Bir askeri cuntanın hukuksuzluğunu temsil ediyorsunuz" diyecek kadar yürekli bir adam.
Nevzat Bey'in yazdıklarını ilk okuduğumda üniversite öğrencisiydim ve siyaset, tarih felsefesi konularına yeni yeni intikal etmeye çalışan birisi olarak oldukça heyecanlanmıştım.
Devlet üzerine yazılmış, siyaset felsefesi yazılarıydı yazdıkları.
Daha sonra, Türk medeniyeti üzerine yazdığı tarih felsefesi yazıları geldi. Sonra birçok meseleyi ele aldı.
Ziya Gökalp'ten Bediüzzaman Saidi Nursi'ye, Enver Paşa'ya kadar tarihimizin ve düşünce hayatımızın köşe taşları üzerinde biyografinin çok ötesine geçen düşünce kitapları yazdı.
Dava adamı olmak
Türkiye'nin düşünce hayatında bu kitaplar, bu çalışmalar ne yankı yaptı, ne kadar hissedildi derseniz, bu soruya cevap vermek çok kolay değildir.
Çünkü Türk düşünce hayatı büyük ölçüde birbirine kapanmış, birbirine sağır ve kör kapalı kutuplardan oluşmaktadır.
Siyasi husumet, nefret ve kin, düşünce hayatını tam anlamıyla duyarsızlaştırmıştır denebilir. Bu sebeple Nevzat Ağabey'in yazdıkları Türkiye'nin aydınlar çevresinin büyük ölçüde dışında kaldı, hak ettiği ilgiyi görmedi ve tartışılmadı.
Peki Nevzat Kösoğlu, Türkiye sağında, milliyetçi, muhafazakâr, İslamcı çevrelerde yeterince fark edildi mi derseniz, bunun cevabı da maalesef hayırdır.
Zira onun yazdıkları gündelik polemiklerin, siyasi taraftarlık, partizanlık diyebileceğimiz sığ tartışma zeminlerinin ötesinde olduğu için bu çevrelerde ya fark edilmedi ya da fark edilse de "şimdi bu meselelerle uğraşmanın zamanı mı" denilip, esas meselenin siyasi polemikler olduğu kabulüyle görmezden gelinmiştir.
Türk sağında, gündelik politik tartışmalar ötesine ilgi göstermeyen tutumun dışında, düşünme meselelerine karşı yanlış, zaman zaman sağlıksız denilebilecek bazı vaziyet alışların da bu ilgisizliklerde rolü olduğu söylenmelidir.
Türk sağının milliyetçi, muhafazakâr, İslamcı gibi sıfatlarla anılan kesimlerinde, birbirlerine karşı önyargılı davranışlarını, "ötekilerine" karşı ya "düşmanca" ya bir çeşit "eziklik duygusuyla" geliştirilen, tartışmasız benimseme veya kabul etmeye dönük sağlıksız davranışların, canlı bir düşünce hayatının oluşmasının önünde ciddi bir engel olduğu söylenebilir.
Nevzat Kösoğlu olmak
Her ne sebeple olursa olsun, aydınlar çevresinde sağın sola ve kendi içindeki farklılıklarına karşı, solun sağa karşı, bu yok sayıcı, itibarsızlaştırıcı, toptan reddiyeci veya eleştirmesiz bir kabullenme tavrını gösteren tutumların, düşüncenin yeşermesini, gelişmesini engellediğini tartışmak gerekmektedir.
Nevzat Kösoğlu'nun talihsizliği böyle bir kutuplaşmanın, böyle bir verimsiz düşünce hayatının hakim olduğu, aydınların özgüvenini kaybedip, bütünüyle çökmüş "Batılılaşan paradigması" içinden kurtuluş aradıkları, siyasi tartışmalara odaklandıkları bir dönemde yaşamış olmasıdır.
Buna rağmen inanıyorum ki Nevzat Kösoğlu, ne olursa olsun Türkiye'de yaşamayı talihsizlik olarak değil, şans olarak görmüştür.
Türk doğmayı, Müslüman olarak ölmeyi dilemiş, öyle yaşamış ve öyle Hakk'a yürümüştür.
Nevzat Ağabey'in cenazesinde onun "Mahşerde Efendimiz'in yolunda buluştuğumuzda, birbirimizi türkülerimizle tanırız inşallah" sözünü hatırladım.
Mekânı cennet olsun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder