Eğer;
gözler kapalı değilse, eğer;akıl uyumuyorsa ve eğer; bilim ve vicdan
yaşıyorsa;20.yüzyılın düşünürleri sayıldığında, EROL GÜNGÖR, ön
sıralarda yer alır.
Değerli okurlar, konuya girmeden önce, bir üzüntümü sizlerle paylaşmak istiyoruz...
Biz,
bir şeyi merak ettik... Acaba, Pof.Dr. Erol Güngör, ansiklopedilerde
bir-iki satırlık da olsa, yer almış mıdır? diye bir kaçını
karıştırdık...Bilgi almak için değil;Erol Güngör için ansiklopedilere
başvurmamıza gerek yoktur;çünkü elimizde Erol Güngör’e ait pek çok doküman var. Kaldı ki, bu satırların yazarı 35 yıldır, Türk kültür
hayatının içindedir;dökümansız da olsa Erol Güngör dehasını sizlere
aktarabilecek birikime sahiptir... Ancak, merak ettik ve baktık;ne var
ki, acı gerçek, bizi derinden sarstı;üzüntü vericidir ki;’düşünce
dehası’ bu seçkin bilim adamının adı, bizim incelediğimiz hiçbir
ansiklopedi de yoktur! Ne Meydan Larousse’da, ne Büyük Larousse’da, ne
de Ansiklopedi Britannica’da, ne bu ansiklopedilerin eklerinde ve ne de
Yeni Türk Ansiklopedisi’nde “Güngör” maddesinde Erol Güngör yoktur. Gözler
kapalı... Akıl uyuyor...Bilim ve vicdan can çekişiyor;demek, belki ağır
olacak ama;doğrusu ne diyeceğimizi de bilemiyoruz.
Acaba
Erol Güngör’ün hiçbir özelliği yok muydu?Bu soruyu sormak bile
anlamsız!Bırakınız engin! Bir düşünür olmasını;o, öldüğünde Selçuk
Üniversitesi’nin rektörü, bir bilim adamı idi.Sanırım sadece bu
özelliği, ansiklopedilere girmeye yeterdi! !(Türk meclisi notu:Bu yazı
28 Nisan 2000 de yazılmıştır)
Bu
hüznümüzü sizlerle paylaştıktan sonra, her zaman unutulmayacaklar
arasında yaşayacak olan Erol Güngör’den çok kısa olarak söz edelim. ‘çok
kısa’ diyoruz;çünkü, o dehayı anlatmak için, bu derginin değil iki
sayfası;80 sayfası dahi yetmez.
HERKES ANLARDI...
Erol
Güngör’ün belki de en büyük özelliği;tarih ve sosyal olaylarla ilgili
sorunlar karşısında çok sağlam, çok mantıklı ve bilimlik yargılarda
bulunması yanında düşüncelerini toplumun her kesiminin anlayacağı
biçimde sunmasıdır. Sonsuzluğa göçtüğü yıl olan 1983 yılında Töre Dergisi’nde, Prof Dr. A.Bican Ercilasun onun bu özelliğini çok güzel biçimde şöyle açıklıyor:
“(...)En
grift meseleleri, en kısa yoldan ve en anlaşılır şekilde ifade etmeyi
biliyordu. Kendisi bir yazar ve sosyal ilimci olarak ilk defa
tanıdığımız Yol dergisinde bu özelliği ile hemen dikkati çekiyordu.”
Gerçekten
Erol Güngör, en zor konuları bile öz ve anlaşılır bir biçimde aktarmayı
beceren az bulunur düşünürlerdendi. Onun anlatımında, yersiz bilim
terimleriyle örtülü bir ‘ukalalığı’ bulamazsınız. Açık ve seçik bir
uslubun sahibiydi. Doluydu. Vardı, veriyordu.
EROL GÜNGÖR VE İSLAM...
O,
İslami devirlerin fikir tutsağı değil, aksine o devirlerin çağımızdaki
özgür bir yorumcusu;ayağı yere basan, yaşadığı zamanın özelliklerini
bilen ve İslam’ın her çağa yettiği gerçeğini unutmayan;zihniyet
gardiyanı simgelere, geçmiş devir deyimlerine sığınmayan geniş ufuklu
bir düşünürdü.
Mayaş Yayınları arasında çıkan “İnanmış Aydın’ın Problemleri” isimli kitapta, şöyle diyordu:
“(...)
Gazali’den sonra İslam Dünyasına tembellik ve yobazlık hakim olmuş
değildir. Yine alimler ve mutefekkirler yetişmiş ve bunlar kendi
sahalarında alabildiğine derinleşmişlerdir. Fakat düşünce yenilikle
gelişir;zihne meydan okuyan yeni
problemler çıktıkça onlarla uğraşmak mecburiyeti insana o güne kadar
fark etmediği veya kullanmadığı yeni boyutlar gösterir.”
“Müslümanlar
fikir meselelerini iman meselesi halinde görmekten vazgeçmeli ve
düşüncesinin doğruluğuna kriter olarak imanı almamalıdır. Bu onların
imanlarını terk etmeleri anlamına gelmez, fakat fikre iman ölçüsü hakim
olduğu zaman kimin haklı kimin haksız olduğunu anlamaya hemen hemen
imkan yoktur. İman öyle bir konudur ki, ana hatlarıyla herkesi birbirine
bağlamakla birlikte tartışmaya sokulduğu zaman ufak ayrıntılar bile
insanların birbirlerini en ağır şekilde suçlamalarına yol açabilir. Bu
yüzden iman konusu şeyleri ya red ya kabul edersiniz, yani
tartışamazsınız. Fikir böyle değildir, onun gelişmesi hep veya hiç
esasına dayanmaz.”
“(Gazali
dönemi) Onbirinci yüzyıldan bu yana olan gelişmelere kendimizi inkar
etmeden nasıl ayak uyduracağız? Benim kanaatimce müslümanları bugün en
çok düşündürmesi gereken şey onbirinci yüzyıla bağlanmak değil, bugüne
ayak uydurmaktır. Her nedense müslümanlar geçmiş yüzyılların
otoritelerine bir çeşit kutsiyet izafe etmekte ve İslam düşüncesi
denince hemen onlara müracaat etmektedirler. Bizim bugüne ayak
uydurmamız için eskileri inkar etmemiz gerekmez, ama onların bıraktığı
yerde durmak veya oradan başlamak zorunda da değiliz.”
DERİNLİK... DERİNLİK...
Erol
Güngör’ü çok genç yaşta yitirdik. Üreteceği fikirlerle ülkeye daha çok
yararlı olabilirdi. Onun en büyük özelliği fikirlerindeki derinlik
idi...Onu kendi sözleriyle tanımak, sanırız en doğru olanıdır... 3
Haziran 1982 tarihli Millet Gazetesi’nde yayınlanan söyleşide Lütfi
Şehşuvaroğlu’nun sorularını şöyle yanıtlıyordu:
“Milliyetçilik
mefhumunun 21. Asırda kazanacağı yeni boyutlar sizce nelerdir?
Milliyetçilik mefhumu ortadan kalkacak mı? Geleceğe bakışınız nasıl?
GÜNGÖR:Milliyetçilik,
ayrı milli toplulukların varlığı manasında belki hiçbir zaman ortadan
kalkmayacaktır. Ancak bu toplulukların meselelerine bakış tarzları
şimdikinden farklı olabilir. Aslında milliyetçilik çok değişik
görüntüleri olan bir tavırdır;geçmişte ve bugün farklı milliyetçilik
anlayışları olduğu gibi, ileride de olması beklenir.
-Hürriyet ve otorite dengesini nasıl kuruyorsunuz?
GÜNGÖR:
Hürriyet ve otorite dengesi insanlık tarihini yüzyıllardır meşgul etmiş
ve kesin cevap bulamamış bir meseledir. Belki kesin bir cevap
bulunmayacaktır. Fikir hürriyeti konusunda hiçbir sınırlandırmaya
taraftar değilim. Öte yandan, Türk milletinin varlığının korunması ve
devamında devlet otoritesinin yeri başka milletlerinkine benzemeyecek
kadar önemli olmuştur. Devlet otoritesinin ne kadar lazım olduğunu her
halde anlamış olmalıyız. Bence hürriyet-otorite dengesinde milletlerin
tarihi şartları ve milli şahsiyetlerinin önemli bir yeri vardır.
Avrupa’da fikir hürriyetinin ve kültür gelişmesinin çok eski bir tarihi
olduğu halde bu durum orada en katı diktatörlerin çıkmasına engel
olamadı. Bizim milletimizin tarihinde “zalim devlet” hiç
olmamıştır;siyasi tehlike yaratmadığı, yani eyleme dönüşmediği müddetçe
kimsenin fikrine karışıldığı da pek görülmez. Kısacası, Türklerde
otoritenin tavrı genellikle ağırbaşlı ve mülayım olmuştur. Bu tarihi
özelliğimizin ileride de bize çok yardımcı olacağı kanaatindeyim.”
EROL GÜNGÖR VE TANZİMAT
Günümüzde
“sağcı” ve “İslamcı” olarak tanımlanan, kimi yazarlar “Tanzimat” adlı
bir ‘günah keçisi’ bulmuşlar;sloganlarla örülü anlatımlarıyla, bir tuhaf
“Tanzimat öfkesi” taşırlar...”Batılılaşmanın başladığını” dolayısıyla
milli değerlerden kopma ‘ayıbının’ doğduğunu, hep vurgulaya
gelmişlerdir. Burada çok ince bir ayrıntı hep o gözlerden ırak
kalmıştır;modernleşme! Esasen, Tanzimatçıların ‘batılılaşmak’ gibi bir
emeli de yoktu. Onlar, değerleri çağa uydurma;’modernleşme’ kaygusunu
taşıyorlardı. İşte bu önemli ayrıntıyı, ilk fark edenlerden biri de
rahmetli Erol Güngör idi. Töre Degisi’nin 102.sayısında yayınlanan ve
145. sayısında ölümü dolayısıyla tekrarlanan “Tanzimat üzerine bir kaç
not” başlıklı makalesinde Erol Güngör şöyle diyor:
“(...)
Eline her kalem alan kişi “yüzelli yıldır içine düştüğümüz buhran”dan
bahsederken, iki de birde “Tanzimat’tan beri” diye sözlerine başlarken,
aslında Tanzimatçıları tenkit etmekten ziyade bizim modernleşme
hareketlerimiz hakkındaki umumi şikayetlerini dile getirmektedir.
Bunlara bir noktayı hatırlatmakta fayda görüyoruz. Tanzimatçılar da
memleketin ‘yüzelli yıldır’ bozulduğunu söylüyorlar;Tanzimat Fermanında
yüzelli yıldan beri devlet idaresinin türlü müsibetlere giriftar
olduğundan bahsediyorlardı.”
“(...)
Cumhuriyete gelince, bu olay Tanzimattan, daha doğrusu ikinci
Mahmut’tan beri gelen değişmelerin tabi bir sonucu sayılabilir. Fakat
Cumhuriyet modernleşme yerine Batılı olmayı kesinlikle tercih ederek
Tanzimatın geleneğini rededmiştir. Modernleşme ile Batılı olma basit bir
kelime farkından ibaret değildir, tamamen değişik dünya görüşlerini
ifade eden kavramlardır.”
“(...)
Tanzimatçıların modernleşme hareketlerinin ne kadar isabetli olduğu
meselesi ise, delilleriyle ele alınıp, etraflı bir şekilde izah edilmesi
gerekli bir mevzudur. Fakat herhalde aydınlarımız ve eli kalem
tutanlarımızın bu mevzularda ezbere konuşmaktan vazgeçmeleri, yaşasın
veya kahrolsun sloganlarını bırakmaları böyle bir araştırmanın ön
şartıdır.”
KİMDİR?
Erol
Güngör, 1938’de Kırşehir’de doğdu. Derin bir İslam kültürünü yaşayan
ailede yetişti. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nin Felsefe
Bölümü’nü bitirdi. 1966 yılında doktorasını tamamlayarak, ABD Colorado
Üniversitesi’ne ‘uzman, araştırmacı’ olarak gitti. 1971’de doçent,
1978’de profesör oldu. Özgün ve çeviri eserler verdi. “Türk Kültürü ve
Milliyetçilik”, “İslam’ın Bugünkü Meseleleri”, “İslam Tasavvufunun
Meseleleri”, “Dünden Bugünden-Tarih”, “Kültür Milliyetçilik” adlı özgün
çalışmaları yanında; “Sosyal Psikoloji”, “20.asrın Manası”,
“Sanayileşmenin Kültür Temelleri”, “İktisadi Gelişmenin Merhaleleri”,
“Batı Düşüncesindeki Büyük Değişme” gibi çevirileri vardır.
1982’de Selçuk Üniversitesi Rektörlüğüne atanan büyük Türk düşünürü Erol Güngör 24 Nisan 1983’de sonsuzluğa uçtu.
Durağı uçmak olsun;Tanrı Türklüğe böyle düşünürler nasip etsin.
(www.turkmeclisi.org sitemiz kaynak gösterilmeden kullanılamaz)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder