Medeniyetimize Bakış Usûlü
Eğer medeniyet Batıda görülen
kültür malzemesinden ibaret değilse, medeniyetsizlik denince onların zıddını
anlamayacaksak, o hâlde bir Türk medeniyeti de vardır ve başlıbaşına bir kıymet
ifade eder.
Üstelik bu medeniyet bizim sosyal karakterimizin eseridir ve onu
aksettirir. (…)
Türkler artık kendi
medeniyetlerine yüzlerini dönüp onu bütün teferruatıyla incelemelidirler.
Ama
bu inceleme yakın zamana kadar hep yapıldığı gibi, Batı medeniyetinin değer
hükümleri açısından olmamalıdır.
Bizim tarihimizi savunanların pek çoğu
maalesef bu tuzağa düşmüşler ve Batıda değer verilen şeylerin Türk tarihinde
benzerlerini buldukça atalarımızın ne kadar “ileri” düşünceli olduğunu
söylemişlerdir.
Türk medeniyetinin kendi başına bir kıymeti bulunduğunu daima
hatırda tutmalıyız.
(Prof. Dr. Erol Güngör, Dünden
Bugünden, Ötüken Yay. 9 Basım, İstanbul 1999, s. 131)
Vekâr ve Şahsiyet
Gençlerimiz vekâr kelimesinin
mânâsını bilmezler. Kendilerine Türkçe diye öğretilen uydurma dilde yazılmış
lûgat kitablarında da bu kelimenin karşılığını bulacaklarını sanmıyorum, çünkü
vekârın Türk münevver hayatı içinde karşılığı kalmadı.
İngiliz sefirinin önünde
hüngür hüngür ağlayan Tanzimat kahramanı Mustafa Reşid Paşa'nın vekârdan
nasibi yoktu; tatlı canının endişesine düşerek Fransız sefaretine sığınan ve
Londra'ya gittiği zaman İngiliz Hariciye Sekreterine sadrazam olarak yaptığı
işlerin hesabını veren hürriyet ve anayasa kahramanı Mithad Paşa da
elbette vekâr örneği olamazdı.
Şimdi onların kendi toprağımız üzerinde hırsız
gibi korkak adımlarla dolaşan inkılâbçı torunları vekârın mânâsını lûgatte bile
bulamıyorlar.
Onlara örnek olarak gösterilen şahısların büyük çoğunluğu başını
dik tutmaktan ziyade boyun eğmeye alışmış, ne kendine, ne de milletine güvenen,
basit menfaatleri büyük başarı sayan, küçüklüklerini halka karşı kibir ve
gururla kapatmaya kalkışan adamlardı.
(Prof. Dr. Erol Güngör, Türk
Kültürü ve Milliyetçilik, Ötüken Yay., 14 Basım, İstanbul 1999, s. 59)
Koptuğumuz Dünya
Unutmayalım ki, Batılı devletlerin
Birinci Dünya Harbinden sonra Ortadoğu'ya ekmiş oldukları nifâk tohumları bize
de çok tesir etmiştir.
Arab deyince, yeni Türk nesillerinin aklına daima Türk
ordularını arkadan vuran İngiliz maşası bedevî kabileleri gelir; Arablar da Türk deyince en çok İttihatçı Cemal
Paşa'nın Suriye'de yaptıklarını hatırlarlar.
Her iki tasavvur da yanlıştır,
iki tarafı birbirine düşman etmek için İngilizler tarafından uydurulmuştur.
Arabların
bu yanlış tasavvurdan kurtulmalarını istiyorsak, biz de memleketimizdeki Batı
kuklası münevverlerin sistemli bir şekilde yerleştirmeye çalıştığı Arab
düşmanlığının bütün izlerini silmeliyiz.
Unutmayalım ki, "ARAB DÜŞMANLIĞI
PROPAGANDASININ TEMELİNDE İSLÂM DÜŞMANLIĞI VARDIR; İslâm dünyasının yanyana
yaşayan iki büyük kitlesini birbirine düşman etmek, böylece her birini tek tek
Batılılara esir etmek gayreti vardır."
(Prof. Dr. Erol Güngör, Türk
Kültürü ve Milliyetçilik, Ötüken Yay. 14 Basım, İstanbul 1999, s. 235-236)
Avrupa Birliği
Avrupa Ortak Pazarı’nın kuyruğu mu, yoksa Ortadoğu’nun başı mı
olacağız?
Bize düşman olan ve düşman kalacak bir medeniyetin çöpçülük hizmetini
mi, yoksa kendi medeniyetimizin öncülüğünü mü yapacağız?
Türk münevveri bu
konuda derhal bir karar vermelidir.
(Prof. Dr. Erol Güngör, Türk
Kültürü ve Milliyetçilik, s. 236)
Kültür (Hars) Tarifi
Sosyal ilimlerde kültür denince,
bir topluluğun kendi hayatî problemlerini çözmek üzere denediği ve uzun yıllar
içinde standart hâle getirdiği usuller ve vasıtalar anlaşılır.
Şu hâlde bir
topluluğun ihtiyaçlarını karşılamak üzere benimsemiş bulunduğu hayat tarzı,
bütün maddî ve manevî unsurlarıyla birlikte onun kültürünü teşkil etmektedir.
(...)
Bir milletin yaşama gücü, onun
kültüründe çok sağlam dayanakların bulunmasıyla mümkündür. Fare kapanına girmiş
gibi Anadolu yarımadasına sıkışıp kaldığımız şu ıztırablı günlerde bile tek
ümid kaynağımız milletimizin bu yaşama gücüdür.
(Prof. Dr. Erol Güngör, Türk Kültürü
ve Milliyetçilik, s. 68-70)
Eski ve Yeni Mukayesesi
Niçin dünyanın büyük hukukçuları
arasında bir Hukuk Fakültesi profesörünün değil de, Ahmet Cevdet Paşa’nın
adı geçiyor?
Niçin Fransa Devlet Başkanı; “siz Bakî gibi şairler yetiştirmiş bir milletsiniz” diyor? Niçin bir
divan katibinin yazdığı bir müsvettede bir tek Türkçe hatasına rastlanmadığı hâlde,
bir üniversite profesörünün yazdığı makale anlaşılmıyor?
Niçin dünküler önem
verdikleri medrese ilmini mükemmel şekilde bildikleri hâlde, biz bugün önem
verdiğimiz modern ilimde varlık gösteremiyoruz? Niçin artık ilim ve edebiyat
yapacak bir dilimiz bile yok?
Atalarımız ülkeler fethedip
yağmacılıkla uğraştılar ha! Siz bütün bu yüksek aklınız ve ileri bilginizle iki
dönümlük bir yer fethedebilir misiniz?
Bir orduyu bir yerden başka bir yere
götürebilmek, üstelik yabancı topraklarda zafer kazanabilmek için nelerin
gerektiğini bilir misiniz?
Bunun için her şeyden önce saat gibi işleyen idarî
bir sistem lâzımdır; böyle bir sistem kuramayanlar sadece kendi ülkesinde
birbirinin arazisini işgal etmekle, kendi vatandaşlarına karşı zafer kazanmakla
uğraşır. (...)
Bizim Macaristan’a aldığımız gelirden fazla masraf yaptığımızı
sosyalist bir ülke olan Macaristan’ın tarihçileri ortaya koydular. Siz devletin
bu masrafa niçin katlandığını da anlayamazsınız; bunu ancak dünya çapında dış
politika yürüten bir devletin idarecileri bilirler.
Haçlı ordularını imha eden bir
devletin küçücük bir Karaman beyliğine niçin harb açamadığını, Rum Kara
Todori Paşa’nın azınlıkları şımartmak isteyen Avrupa diplomatlarına karşı
devletin hükümranlığını niçin müdafaa ettiğini, ordulara hükmeden paşaların iki
satırlık bir ferman karşısında boyunlarını cellada niçin uzattıklarını,
krallara başeğdiren insanların yoksul bir derviş karşısında bütün gurur ve
azametlerini niçin terk ettiklerini, deli denilen bir sultanın ekmek fiyatları
artınca niçin geceleri uyuyamadığını hiç düşündünüz mü?
(Prof. Dr. Erol Güngör, Türk Kültürü
ve Milliyetçilik, s. 123-124)
İslâmiyet ve Türkler
İslâmiyet devrine kadar Türkler
her türlü yüksek meziyete sahib olan, fakat dünyada kendi yerini tam bulamamış
olan bir milletti. İslâm onun yolunu aydınlatan bir ışık oldu ve Türk milleti
bu ışığı takib ettikçe hep yükseldi.
(Prof. Dr. Erol Güngör, Tarihte
Türkler, Ötüken Yay. 6 Basım, İstanbul 1995, s. 69)
NOT: Başlıklandırmalar tarafımızdan yapılmıştır. (H.Y.)
Aylık Dergisi, Nisan 2010
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder