AKSİYON Sayı: 983 / Tarih: 04-05-1996
24 Nisan 1983 yılındaydı; TRT Televizyonu'nda haber
spikerinin birkaç saniyede okuyup geçirdiği kısacık bir haber:
"Konya Selçuk Universitesi Rektörü Prof Dr. Erol
Güngör, bu sabah geçirdiği kalp krizi sonucu Istanbul'da vefat etti."
Donup kalmıştım; bir ilim ve fikir adamı, en verimli çağında, misyonunu
tamamlamadan nasıl ölebilirdi?
O gün, o haber Erol Güngör'ü gerek şahsen, gerekse eserlerinden tanıyan herkesi perişan etmişti.
O gün, o haber Erol Güngör'ü gerek şahsen, gerekse eserlerinden tanıyan herkesi perişan etmişti.
Aslında rektörlüğü kabul edince, altına girdiği ağır
sorumluluğun zayıf kalbini zorlayabileceğini düşünmüştüm ve dostlarla aramızda
sık sık "Keşke biraz daha düşünseydi!" diye konuşurduk.
Çünkü genç
yaşında ciddi bir kalp krizi ve by-pass ameliyatı geçirmişti.
Bana biri çıkıp "Gerçek Türk aydını nasılolmalıydı?" diye sorsa, hiç tereddüt etmeden "Erol Güngör gibi!" derim, evet Erol Güngör gibi.
Bana biri çıkıp "Gerçek Türk aydını nasılolmalıydı?" diye sorsa, hiç tereddüt etmeden "Erol Güngör gibi!" derim, evet Erol Güngör gibi.
Onu yakından tanımış ve aşağı yukarı bütün yazdıklarını okumuş biri olarak
söylüyorum bunu. İmzasıyla ilk defa Töre 'de mi karşılaşmıştım.
Hisar'da mı,
emin değilim; ancak o zamana kadar gözümüzde çok büyüuüğümüz Ziya Gökalp
hakkında Töre 'de çıkan ağırbaşlı eleştirisini ve bu eleştirinin uyandırdığı
aptalca tepkileri çok iyi hatırlıyorum.
Ondan sonra Erol Güngör imzasını
taşıyan hiç bir yazıyı kaçırmamaya çalıştım.
Benim nesIimin ilk gençlik
yıllarına ve heyecanlarına tekabül eden Ortadoğu gazetesinde yazdığı
başmakalelerini okumak için sabahları iple çekerdim.
O yıllarda, okuduğum Erol
Güngör imzalı her yazıdan sonra dünyayı daha aydınlık ve hayatı daha güzel
bulmuşumdur.
Erol Güngör'ü en iyi tarif edecek kelimeleri bulmakta zorlandığımı itiraf ederim; yalnız beylik de olsa, şu sözü kullanmayı zaruri görüyorum: "O bizden biridir." Anadolu'nun tam göbeğinde, Kırşehir'de, Hacıhafızlar diye bilinen, geleneği en özlü biçimiyle tevarus etmiş köklü bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir (1 938).
Erol Güngör'ü en iyi tarif edecek kelimeleri bulmakta zorlandığımı itiraf ederim; yalnız beylik de olsa, şu sözü kullanmayı zaruri görüyorum: "O bizden biridir." Anadolu'nun tam göbeğinde, Kırşehir'de, Hacıhafızlar diye bilinen, geleneği en özlü biçimiyle tevarus etmiş köklü bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir (1 938).
Yakın dostlarından Ali İhsan Yurt, büyük
dedesinin Ahi tekkesinin son şeyhi olduğunu, dolayısıyla Erol Güngör'ün
asırlarca Kırşehir esnafına peştemal kuşatan bir aileden geldiğini yazmıştır.
İlk ve orta tahsilini doğduğu şehirde yaptıktan sonra İstanbul Hukuk
Fakültesi'ne giren Erol Güngör'ün hiç vakit geçirmeden sağdaki kültür ve
edebiyat mahfillerine girip çıkmaya başladığı ve çok geçmeden, bir nesilin
yetişmesinde büyük emeği bulunan Fethi Gemuhluoğlu ile tanıştığı anlaşılıyor.
Ve o inanılmaz adam sarrafının bu çelimsiz delikanlıdaki cevheri ile görüşte
sezdiğinden ve Hukuk Fakültesi'nde harcamasına gönlünün razı olmadığından
eminim.
Onu Prof. Dr. Mümtaz Tur han'la tanıştırmasını başka türlü izah etmek
zordur.
Mümtaz Turhan, Kırşehirli delikanlıyı tanıdıktan sonra fakültesini değiştirip kendisiyle birlikte çalışmasınıtavsiye edecek ve Erol Güngör, sınıfınıgeçtiği halde Hukuk'tan ayrılarak Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne girecektir.
Mümtaz Turhan, Kırşehirli delikanlıyı tanıdıktan sonra fakültesini değiştirip kendisiyle birlikte çalışmasınıtavsiye edecek ve Erol Güngör, sınıfınıgeçtiği halde Hukuk'tan ayrılarak Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne girecektir.
Böylece daha birinci sınıf tayken, sosyoloji ve sosyal psikoloji alanında
Türkiye'nin yetiştirdiği en büyük ilim adamlarından biri olan Mümtaz Turhan'ın
adeta asistanı olarak çalışmaya başlayan Erol Güngör, akademik kariyerini
yaparken, üniversitesinin duvarları dışındaki hayattan da kopmamış, bir yandan
gazetelerde yazarken, bir yandan da, başta Marmara Kıraathanesi olmak üzere,
kültür hayatının bir şekilde yaşandığı mahfillere çıkmaya başlamıştır.
Osmanlı irfanını devam ettiren birçok insandan faydalanmak için çok özel bir gayret sarfeden Erol Güngör'ü birgün İskenderpaşa cemaatiyle sohbet ederken, bir başka gün Yahya Efendi Dergahı'nda Mesnevi dersi dinlerken yahut Ziya Uygur'la Tevrat, Yahudilik ve masonluğa dair meseleleri tartışırken görmenin mümkün olduğunu yakın dostlarından dinlemiştim.
Osmanlı irfanını devam ettiren birçok insandan faydalanmak için çok özel bir gayret sarfeden Erol Güngör'ü birgün İskenderpaşa cemaatiyle sohbet ederken, bir başka gün Yahya Efendi Dergahı'nda Mesnevi dersi dinlerken yahut Ziya Uygur'la Tevrat, Yahudilik ve masonluğa dair meseleleri tartışırken görmenin mümkün olduğunu yakın dostlarından dinlemiştim.
Bir ara NihaI Atsız'a da gidip
gelmiş.
Türk musikisiyle ilgilendiğini, hatta uzunca bir süre tanburla
meşgulolduğunu, divan tarzında şiirler yazdığı nı ve tarih düşürmede maharet
sahibi olduğunu bilmezdim.
Bu arada, babasından öğrendiği eski yazıyı
hemşehrilerinden kütüphaneci Lütfi İkiz'le çalışarak ilerlettiğini, derslerde
ve konferanslarda, tek kelime kaçırmadan eski yazıyla not tutabildiği 'ni
yakından tanıyanlar bilirler.
Erol Güngör'ün bu özelliği ve Osmanlıca bilgisi
hocası Mümtaz Turhan'ın da işine yarayacak, hatta eski yazıyla okumuş nesilden
olduğu halde, birçok müşkülünü genç talebesi ve asistanı sayesinde çözecektir.
(*)
Erol Güngör, 1961 yılında mezun olur; aynı yıl hocası Mümtaz Turhan'ın yanında Tecrübi Psikoloji asistanı olarak göreve başlar ve doktorasını tamamladıktan sonra (1965) ABD'ye giderek iki buçuk yıl kadar kaldığı Colorado Üniversitesi'nde ihtisas tahsili ve araştırmalar yapar.
Erol Güngör, 1961 yılında mezun olur; aynı yıl hocası Mümtaz Turhan'ın yanında Tecrübi Psikoloji asistanı olarak göreve başlar ve doktorasını tamamladıktan sonra (1965) ABD'ye giderek iki buçuk yıl kadar kaldığı Colorado Üniversitesi'nde ihtisas tahsili ve araştırmalar yapar.
Bu üniversitenin hocalarından Prof. Kenneth Hammond, Prof.
Dr. Sabri Özbaydar'a gönderdiği mektupta, Erol Güngör'ün sadece Türkiye'de
değil, dünyanın bütün birinci sınıf üniversitelerinde ders verecek seviyede bir
ilim adamı olduğunu yazmıştır.
Ne var ki, İstanbul Üniversitesi'nde ideolojik
sebeplerle do çentliği bir yıl bekletilecek, sahasındaki yetkinliği inkar
edilemediği için ertesi yıl ister istemez kabul edilecektir.
Küçüklük
kompleksinin ifşasından başka bir şeyolmayan bu tür davranışlarla her zaman
karşılaşabileceğini tahmin ettiği için, doçentliği kabul edilinceye kadar asıl
adıyla pek yazmayan Erol Güngör, 1968'e kadar genellikle A. Buğra ve M.
Kırşehirlioğlu müstearlarını kullanmıştır.
Türkiye'de misyonerlik
faaliyetlerine dair yazdığı ilk kitabının M. Kırşehirlioğlu imzasıyla
yayımladığını biliyorum.
Benim Erol Güngör'ü okumaya başladığım tarih, onun Erol Güngör olarak dergilerde ve gazetelerde yazmaya başladığı tarihtir.
Benim Erol Güngör'ü okumaya başladığım tarih, onun Erol Güngör olarak dergilerde ve gazetelerde yazmaya başladığı tarihtir.
Birçok meslektaşının
aksine ve hocası Mümtaz Turhan'ın akademik seçkinciliğine rağmen, onun,
bilgisini ve düşüncelerini geniş kitlelere ulaşmayan akademik dergilere
hapsetmeyi doğru bulmadığı anlaşılıyor.
Esesan gazeteciliğe talebelik yıllarında
bulaşmış, yayın hayatına 1960 yılında başlayan Yeni İstanbul gazetesinde
müstear imzalarla yazmıştır.
Geceleri de Marmara Kıraathanesi'ne gider,
dostlarıyla buluşarakgeç vakitlere kadar sohbet edermiş.
Marmara sohbetleri
uzun yıllar devam edecek. Ziya Nur, Dündar Taşer ve Ail İhsan Yurt gibi önemli
"marmara~ tör"lerin katıldığı tadına doyum olmaz sohbet halkaları,
1980'lerin başlarına kadar kurulmaya devam edecektir.
Erol Güngör'ün bir ilim ve fikir adamı olarak başarısını, sadece zekasına, engin tecessüsüne ve Mümtaz Turhan gibi bir hocanın rahle-i tedrisinden geçmiş olmasına bağlayarak açıklamak zordur.
Erol Güngör'ün bir ilim ve fikir adamı olarak başarısını, sadece zekasına, engin tecessüsüne ve Mümtaz Turhan gibi bir hocanın rahle-i tedrisinden geçmiş olmasına bağlayarak açıklamak zordur.
Bana sorarsanız, o, üniversitenin dışına
çıkarak sokaktaki adamla ve kahvedeki entelektüelle içiçe yaşamayı seviyor, bu
yolla, toplumun kılcal damarlarına kadar yayılan yeni fikirleri, yeni
eğilimleri ve yeni heyecanları asıl kaynağında yakalayabileceğini biliyordu.
Daha da ötesi, Osmanlı'nın hala yaşayan temsilcileriyle tanışarak edindiği
hurda teferruatl kullanarak, ictimai tarihin gizli kapaklı köşelerine nüfuz
etmenin yollarını da bulmuştu.
Osmanlı kültürü ve medeniyetiyle ilgili her
konuda yetkinlikle konuşup yazabilirdi.
1980'lerin hemen başında İslam'ın
Bugünkü Meseleleri (1981) ve İslam Tasavvufunun Meseleleri (1982)'ni yazarak
bir sosyal bilimci olarak bugün gündemimizi işgal eden meseleleri o gün
görmüştü.
Ve yazdı; 1970'ten sonra ayrılmaz bir ikili teşkil ettikleri Mehmet Genç'in aksine, sürekli yazdı.
Ve yazdı; 1970'ten sonra ayrılmaz bir ikili teşkil ettikleri Mehmet Genç'in aksine, sürekli yazdı.
Bildiğini iyi bilen ve iyi ifade eden bütün aydınlar
gibi, o da son derece aydınlık bir üsluba sahiptir.
O yıllarda konjonktürün
kendilerine sağladığı haksız bir kültürel iktidarın tadını çıkaran solcu
aydınlar, bilgi ve üslup fukaralıklarını gizlemek için kullandıkları, daha çok
argoya benzeyen, hatta argodan başka bir şeyolmayan çetrefil Türkçeleriyle en
basit meseleleri bile anlaşılmaz hale getirirlerken, Erol Güngör, en karmaşık
meseleleri dolambaçlı yollara sapmadan ve yabancı kelime kullanmadan, herkesin
anlayabileceği bir dil ve üslupla anlatırdı.
Onun yazdıklarını okurken,
zihnimdeki karanlıkların önce yavaş yavaş ağardığını ve sonra birden kuwetli
bir ışıkla silindiğini hissederim.
Erol Güngör, asıl manasında ilim adamı haysiyetine sahip olduğu için, Türkiye'de pozitivist ilim ideolojisinin adeta yasakladığı alanlara büyük bir cesaretle girmiş, Türk toplumunun kimliğinde asıl belirleyici olan İslam'a ve tasawufa bir sosyal bilimci olarak eğilrnek ihtiyacı hissetmiştir.
Erol Güngör, asıl manasında ilim adamı haysiyetine sahip olduğu için, Türkiye'de pozitivist ilim ideolojisinin adeta yasakladığı alanlara büyük bir cesaretle girmiş, Türk toplumunun kimliğinde asıl belirleyici olan İslam'a ve tasawufa bir sosyal bilimci olarak eğilrnek ihtiyacı hissetmiştir.
Çünkü,
İslam'ı tasawufi yorumları da dahil olmak üzere derinliğine kavramadıkça, Türk
toplumunun karakter çizgilerini anlamının mümkün olmadığını çok iyi biliyordu.
Yani Erol Güngör, ayaklarını yere basan bir ilim adamıydı.
Hocası ve dostu
Sabri Özbaydar'ın şu cümleleri, bence Erol Güngör'ü çarpıcı bir biçimde tarif
etmektedir: "Kırşehir'in bir mahallesindeki çocukluk arkadaşlarını ve
ihtiyarları sık sık hatırlar, bitişik komşudaki çok çocuklu ailenin sabahın
erken saatlerinde çay içişlerini hatırlar ve hep beraber çay bardaklarındaki
şekeri karıştırırken çıkardıkları sesin müziğine dalardı.
Ve buradan sosyal
psikolojiye döner, ama çay bardağından çıkan müziği de unutmazdı."
Konya Selçuk Üniversitesi'ne rektör olarak atanması, her ne kadar hasta kalbini düşünerek endişeye kapılmışsak da, bizi çok sevindirmişti.
Konya Selçuk Üniversitesi'ne rektör olarak atanması, her ne kadar hasta kalbini düşünerek endişeye kapılmışsak da, bizi çok sevindirmişti.
Galiba onun
rektörlüğünü yepyeni ve mutlu bir başlangıç, bir müjde gibi algılamıştlk.
Ve
sevincimiz ne kadar kısa sürmüştü. Yunus bir şiirinde "Şu dünyada bir tek
şeye yanar içim göynür özüm / Yiğit iken ölenlere gök ekini biçmiş gibi"
diyor; yiğit iken ölen, bir de Erol Güngör gibi az bulunur cinsten bir zeka, az
yetişir cinsten bir ilim adamıysa, içirniz daha çok yanar, özümüz daha çok
göynür.
Evet, Erol Güngör, öldüğünde 44 yaşındaydı.
Evet, Erol Güngör, öldüğünde 44 yaşındaydı.
Arkasında çok sayıda telif, bir o
kadar tercüme ve binlerce makale bıraktı. Ama asıl kitaplarını henüz
yazmamıştı.
Ah o yazılmamış kitaplar!
(*) Hilmi Ziya Ülken 'in iki ciltlik Türkiye'de Çağdaş Düşünce Tarihi (l966)'nin Erol Güngör'ün tuttuğu notlardan oluştuğunu duymuştum, en derece doğrudur, bilmiyorum.
Ah o yazılmamış kitaplar!
(*) Hilmi Ziya Ülken 'in iki ciltlik Türkiye'de Çağdaş Düşünce Tarihi (l966)'nin Erol Güngör'ün tuttuğu notlardan oluştuğunu duymuştum, en derece doğrudur, bilmiyorum.
04.05.1996
Beşir Ayvazoğlu
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder