Geçtiğimiz
Çarşamba (24 Nisan 2013) Türkiye’nin önemli fikir adamlarından Erol
Güngör’ün vefatının 30. yıldönümüydü.
Ruhuna bir “fâtiha” okunmasına vesile olabilmek amacıyla bugün önce rahmetli hocamızla ilgili bir hatıramı naklederek onun mütevazı kişiliğine işaret etmek, müteakiben de birkaç veciz cümlesini sizlerle paylaşmak istiyorum...
Ruhuna bir “fâtiha” okunmasına vesile olabilmek amacıyla bugün önce rahmetli hocamızla ilgili bir hatıramı naklederek onun mütevazı kişiliğine işaret etmek, müteakiben de birkaç veciz cümlesini sizlerle paylaşmak istiyorum...
Tarih 12 Ocak 1983... Yeni tayin olduğum Konya SÜ Eğitim Fakültesi TDE Bölümü “Öğretim Görevliliği” için “kararname”mi almak üzere büyük bir heyecanla sabah erkenden SÜ Rektörlüğü’ne geldim.
Ama “özlük”ten verilen “Muvafakat belgen eksikmiş, Rektörümüz Prof. Dr. Erol Güngör Bey ‘kararname’nizi imzalamadı” bilgisiyle sarsıldım.
Muvafakat belgemi daha önce elden teslim ettiğimi söyledim, görevliler de hatırladılar ve başladılar aramaya...
İşin kötüsü Rektör Bey öğleden sonra İstanbul’a gidecekmiş, “muvafakat belgesi”ni bulamazlarsa bizim iş haftaya kalacak...
Derken saat 11.30 oldu. Rektör Bey elinde bir çanta odasından çıktı...
Biz işimiz haftaya kaldı diye düşünürken bir de baktım “özlük”ten bir memur elinde bir dosya, koşarak Erol Bey’in yanına geldi, bir şeyler konuştular, sonra Rektör Prof. Dr. Erol Güngör çantasını merdiven korkulukları üzerine koydu, evrakı çantasının üzerine alarak imzaladı, haftaya görüşmek üzere deyip ağır adımlarla merdivenden inip gitti. “Muvafakat” belgemi bulmuşlar, Rektör Bey’in imzaladığı evrak benim “kararname” imiş...
Bir Rektörün merdiven başında “kararname” imzalamasını sanırım çoğunuz yadırgamışsınızdır. Ama işte mütevazılık böyle bir şeydir. Meyveler olgunlaştıkça dallar nasıl başlarını yere eğerse, bilgileri geliştikçe insanların da tevazuu artar, artmalıdır.
Erol Güngör diyor ki:
“Fikir daima serbestlik, açıklık ve genişlik isteyen bir şeydir. Partizanlığın olduğu yerde fikir olmaz.”
“Otuz-kırk yıl önce yazılmış olan ve Türk dilinin en iyi örnekleri olarak bilinen romanlar otuz-kırk yıl sonra ’sadeleştirilerek’okuyucuya sunulmak zorunda ise orada edebiyatın sözü edilemez.”
“Gençler ideoloji yerine fikir sahibi olmayı tercih ederlerse kendilerinden beklenen hizmeti yapabilirler.”
“Süleymaniye’nin yapılabilmesi için Mimar Sinan gibi bir dehâya, Kanunî gibi bir hükümdâra, Osmanlı’nın organizasyon kâbiliyetine ve yıllar süren emeklere ihtiyaç vardır; ama ellerine birkaç sandık dinamit verilmiş iki geri zekâlı bu yapıyı yıkmaya yeter.”
“İslâm dünyasının yeniden
yücelmesi mümkün olacaksa bunun kaynağını siyasî gelişmelerde değil,
tefekkür sahasında aramalıyız. Siyasî kudret başka birtakım gelişmeler
için müsait bir zemin yaratma potansiyeline sahiptir; ama siyaset
üzerinde yoğunlaşan çabalar, insanları birleştirebildiği gibi, onların
birbirlerinden uzaklaşmaları, aralarına husumet girmesi için de pek
müsaittir. İslâm, siyasî iktidarla birlikte giden, onun kudreti
arkasında filizlenen bir doktrin değildir; siyâsî iktidarın imkânlarıyla
hiç ulaşılamayacak hedefleri İslâm kendi başına alabilmiştir.”
“Bu demektir ki İslâm dâvâsının asıl yükü fikir adamlarının omuzlarına yükleniyor. Müslüman aydınlar ve din adamları, âlimler, mütefekkirler, sanatkârlar, bu sorumluluğun şuuruna ermek zorundadırlar. Medeniyetleri politikacılar yaratmaz; medeniyet, âlimlerle sanatkârların işidir. Yeni bir İslâm medeniyeti de elbette ilim, fikir ve sanat eseri yaratanların omuzlarında yükselecektir.”
Vefâtının 30. yıldönümünde Erol Güngör’ü rahmetle anıyoruz. Rûhu şâd olsun...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder