24 Haziran 2014 Salı

Mütefekkir romancı Peyami Safa - Mehmet Nuri Yardım - 21 Haziran 2013

21 Haziran 2013

Büyük romancı ve düşünce adamı Peyami Safa, Matmazel Noralyanın Koltuğu ve Yalnızız gibi romanlarıyla mistisizmin sahillerinde dolaşmış ve metafizik bir dünyayı kucaklamıştır.

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu romanıyla en çok okunan yazarlarımız arasında yer alan Safa'nın en belirgin özelliklerinden biri güçlü fikir adamlığı yönüdür.

Marksizm'e getirdiği ağır eleştirilerle milliyetçi-muhafazakâr düşüncenin uzun zaman temsilciliğini yapan Peyami Safa, bir mütefekkir olarak da ülkenin temel meseleleri üzerinde kafa yordu.

Aynı zamanda bir ahlâkçı olan Safa, kalemiyle geçinen, Türk basının gelmiş geçmiş en iyi bir kaç 'fıkra muharriri'nden biriydi. Server Bedi imzasıyla kaleme aldığı "Cingöz Recai" ve diğer macera kitaplarıyla da gençlerin ve çocukların sevdiği bir yazar oldu. Ancak kalem ustası Peyami Safa, ağırlıklı olarak edebî romanlarıyla edebiyat tarihinde kendisine iyi bir yer açmış ve hak ettiği değeri kazanmıştır.

1899'da doğan ve 15 Haziran 1961'de vefat eden Peyami Safa, şair İsmail Safa'nın oğludur. Küçük yaşta babasını kaybettikten sonra annesinin yanında büyüdü. Parasızlık ve 9 yaşında tutulduğu kemik veremi sebebiyle düzenli öğrenim göremedi. Kendi kendini yetiştirdi.

Posta ve Telgraf Nezareti'ne memur olarak girdi. Bir süre öğretmenlik yaptı. 1918'da gazeteciliğe başladı ve ömrünün sonuna kadar bu mesleği yürüttü. Beyin kanamasından öldüğünde Son Havadis gazetesinde yazıyordu. Peyami Safa, Kültür Haftası ve Türk Düşüncesi adlı dergileri çıkardı.

Bu dergilerde ve yazdığı gazetelerde sanat, edebiyat, felsefe, psikoloji sosyoloji gibi değişik konuları ele aldı. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu genç bir hastanın psikolojisini yansıtırken Matmazel Noralya'nın Koltuğu tıp öğrenimi yaparken bunalıma düşüp felsefeye yönelen ve daha sonra mistik dünya görüşünü benimseyen bir gencin hikâyesini anlatır.

Türk İnkılabına Bakışlar adlı fikrî temel bir eseri bulunan yazarın diğer romanları şöyle: Sözde Kızlar, Canan, Fatih Harbiye, Bir Tereddüdün Romanı , Biz İnsanlar ve Yalnızız.

ROMANDA İNSAN PSİKOLOJİSİ

Peyami Safa'nın romanlarına genel olarak baktığımızda güçlü bir tahlilci yazar ile karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Onun roman kahramanları, Batı değerleri ile Doğu kıymetleri arasında sıkışıp kalmış ve bir arayışın içinde bulunan tipler olarak ön plâna çıkar.

Yerli düşüncenin müdafii olan Peyami Safa, roman kahramanlarını önce değişik ruh hallerine sokar, arayışlar içindeki bu kahramanlar hem kendileriyle hem çevreleriyle sürekli bir çatışma halinde olurlar. Bu çatışmanın sonucunda akl-ı selim, sağduyu ve vicdanî ses galip gelir.

Maddi imkânsızlıklar yüzünden okuyamamış, ama kendisini çok iyi yetiştirmiş ender şahsiyetlerden biri de büyük romancı ve mütefekkir Peyami Safa'dır. İki yaşında babasını kaybeden küçük Peyami, annesinin himâyesindedir artık.

Biricik sığınağı ve yardımcısı odur bundan sonra. Peyami'nin sünnet töreninde kendisine gelen armağanların en anlamlısı Dr. Abdullah Cevdet'in hediye ettiği Petit Larousse'tur.

Fikirleri ve yayınladığı İçtihad dergisiyle toplumda dalgalandırmalar meydana getiren, dinsizliği cimriliği ile meşhur olan Abdullah Cevdet'in bu armağanı, geleceğin romancı ve mütefekkirinin olgunlaşmasına katkıda bulunacaktır. Küçük Peyami, bu ansiklopedi sayesinde kendi kendine çalışarak Fransızca'yı öğrenir. Bu dili, ilerde gramer kitabı yazabilecek derecede geliştirir.

Orta üçüncü sınıfa kadar maddî imkânsızlıklar yüzünden zar zor okuyabilen ve bu yıldan sonra Vefa idadisi'nden ayrılmak mecburiyetinde kalan Peyami'nin peşinden, aksilikler eksik olmaz ne yazık ki. Dokuz yaşında geçirdiği bir hastalık sol kolunu sakat bırakır.

Ne var ki, o bunu bile değerlendirir ve yıllar sonra Türk edebiyatının şaheserlerinden biri kabul edilecek olan Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'nu kaleme alır. Daha henüz dokuz yaşında iken edebiyata merak saran Peyami Safa, on üç yaşında Eski Dost isimli bir çocuk romanı yazmaya koyulur.

 Romancımızın Birinci Cihan Harbi sırasında Posta Telgraf Nezareti'nde çalışmaya başladığını görüyoruz. Çünkü eğitim görme imkânı kalmamış ve mecburen iş hayatına atılmıştır. Öyle ki götürüldüğü, babasının arkadaşlarından ve o zamanki Maarif Nâzırı (bugünkü Milli Eğitim Bakanı) ünlü edebiyatçı Recaizade Mahmut Ekrem'in isteğine rağmen okuma imkânını yine bulamaz.

Peyami, onbeş yaşındayken öğrendiği mükemmel Türkçenin yanına iyi Fransızcayı da katar. Fransız kültür ve edebiyatının bazı önemli eserlerini tercüme etmeye başlar. Para kazanmak için gazete muhabirliği ve öğretmenlik yapar. 19 yaşında iken ağabeyi ile birlikte gazetecilik mesleğine atılır. Rehber-i ittihat Okulu'nda öğretmenlik yaparken, bir öğrenci gibi bilmediği birçok şeyi okuyup öğrenir.

Devamlı olarak okumakta ve kendini yetiştirmektedir. Felsefe kitaplarının yanısıra bilhassa psikoloji kitaplarına ağırlık veren Peyami Safa, beden rahatsızlığını ve sıkıntılarını bu şekilde atlatır.

İLK ESERİN ZAFERİ

Peyami Safa daha sonra kalemine yaslanır ve ömrü boyunca onu yalnız bırakmayacak, ele güne muhtaç etmeyecek bu vefalı dostla hayatını buluşturur. Henüz delikanlı iken birkaç formalık bir hikâye yazar. ilk deneme hikâyeleridir bunlar.

Fakat ismi dikkat çekici ve sarsıcıdır: Sakın Bu Kitabı Okumayın. Az sayıda basılan kitap bir kaç gün içerisinde tükenir. Peyami artık kararını vermiştir. Yazar olacak ve hayatını kitaplarıyla kazanacaktır... Yazma faaliyeti yıllarca devam eder.

 Romanları ile dönemin edebiyatçılarının takdirini kazanırken, polemik yazıları ve fikrî makaleleriyle de memleketin sayılı mütefekkirleri arasına girer. Onbinlerce gazete yazısı ona büyük bir şöhret kazandırır. Peyami Safa artık bir ekol, bir okuldur.

Kültür, sanat, fikir ve edebiyat âleminde eserleriyle bir öncüdür, bir üstattır. Milliyetçi ve maneviyatçı cephenin fikir babası ve ağabeyisidir. 1936'da çıkardığı Kültür Haftası ile Türk fikir hayatında bir hareket ve heyecan kasırgası estirir.

Ahmet Ağaoğlu, Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, Mümtaz Turhan, Mustafa Şekip Tunç, Hilmi Ziya Ülken, Ali Nihad Tarlan, Ahmet Hamdi Tanpınar, Sadi Irmak, Mes'ut Cemil, Suut Kemal Yetkin, Falih Rıfkı ve Sabri Esat Siyavuşgil gibi herbiri kendi sahasının otoritesi olan isimlere dergide yazılar yazdırır.

Kültür Haftası'nda Faruk Nafiz Çamlıbel, Cahit Sıtkı Tarancı, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi o dönemin en meşhur şairlerin şiirleri yayınlanmaktadır.

Ayrıca Thomas Mann,Tchekov, Rene Mugnicr, Knut Hamsun, Pearl Buck, Cilette Ofsire, LouisGuilloux, Edgar Allan Poe gibi tanınmış yabancı yazarlardan ciddi tercümeler de dergide yer almaktadır.

Dönemin en kaliteli yazarlarını bünyesine alan Peyami Safa, dünyaya açık, fikri hür ve memleketin meseleleri hakkında çözümler üreten makaleler ile gündemdedir.

Peyami Safa'nın 1 Aralık 1953 tarihinde ilk sayısını çıkardığı Türk Düşüncesi dergisi daha olgunlaşmış halde ve millî bir seyir takip eder.

Peyami Safa'nın hayatıyla özdeşleşen ve Türk fikir tarihinde önemli bir yere sahip bulunan Türk Düşüncesi, bir çok ciddi tartışmanın oluşmasına zemin hazırlar.

DAİMA İŞLEYEN BİR BEYİN

Peyami Safa psikolojik tahlilleri son derece başarılı bir şekilde verdiği romanlarıyla Türk edebiyatına ismini altın harflerle yazdırabilir. O, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının sayılı romancıları arasında yer alır.

Hatta bazı edebiyat tarihçileri onu en başa koyar. Bilhassa Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Fatih- Harbiye, Bir Tereddüdün Romanı, Matmazel Noralya'nın Koltuğu ve Yalnızız romanlarıyla edebiyatseverlerin gönlünde taht kurar.

Hikâyeleri ve Server Bedi imzasıyla yayınladığı Cingöz Recai macera romanlarıyla çok geniş bir okuyucu kitlesine ulaşır. Romanlarında ve diğer fikrî eserlerinde işlediği Doğu- Batı meselelerine geniş bir perspektiften bakar.

Peyami Safa, 3 Kasım 1959 tarihli Tercüman gazetesindeki yazısında "Ben iki yaşında babasız kaldım. Bütün çocukluğum ve gençliğim korkunç bir hastalığa ve fakirliğe karşı mücadele içinde geçti. Kimsesiz, sıhhatsiz, parasız ve tahsilsiz kaldım. Orta sekizden yukarı okul görmedim. Hastalık, cehalet ve sefalet ejderleriyle boğuştum." diyerek hayatını hülâsa eder.

EĞİTİM ŞART

Yüzlerce kitap yazan, onbinlerce makale kaleme alan Peyami Safa, düzenli olarak göremediği eğitimi hayatında fazlasıyla telâfi etmiş olsa bile o hayatı boyunca ya öğrenir, ya da öğretir. Hayat bir mekteptir ona göre. Dost çevresinde yaptığı tartışmalar, karşı fikirlilerle içine girdiği polemik kavgalarının temelinde, milletin daha iyi yetiştirilmesi ve eğitilmesi kaygısı yatar.

Çocuğa ve gençlere verilecek değerin gerekliliği üzerinde duran Peyami Safa'ya göre, "Çocuk henüz keşfedilmemiştir ve her cazibe gibi onun sevimliliği de sırlılığından geliyor." Bir çok cevheri bünyesinde barındıran çocuğu keşfetmeli ve duyguları büyükleri tarafından anlaşılmalı.

Doğan çocuğun kabiliyetlerinin çoğu zaman çevresi tarafından boğulduğuna dikkat çeken Peyami Safa, "Bilerek, bilmeyerek çocuğun üstünde herkes terbiye tesirleri yapar: Ana, baba, kardeş, hizmetçi, dadı, aşçı, misafir, arkadaş, kapıcı, satıcı, öğretmen, muharrir, aktör, ressam, heykeltraş, mimar, müzisyen, dekorasyoncu, herkes!

Ve her şey: Oda, sofa, döşeme, kapı, duvar, pencere, sokak, cadde, afiş, radyo, gramofon, iklim, mevsim, her şey!"

Temiz bir fıtrat üzerine doğan çocuğun, yaratılış itibariyle iyilikler, doğruluklar ve güzelliklerle donatılabileceğine dikkat çekerken, yanlışlıklar, hatalar ve çirkinliklerin bu boş kaba doldurulabileceği kanaatindedir.

Bu düşüncesini, Tasvir-i Efkâr gazetesinin 24 Nisan 1942 tarihli sayısında "Çocuğunuzu Fena Terbiye Ediyorsunuz" başlıklı yazısında buluyoruz:

"Çocuk boş doğan bir bardaktır. Bunun içine zekâyı dolduran da biziz, ahmaklığı da; iyiliği dolduran da biziz, kötülüğü de; yiğitliği dolduran da biziz, pısırıklığı da! Biz, yâni cemiyet; biz, yâni varlık, biz, yâni herkes ve her şey! Fakat bu herkesin içinde ananın, babanın, akrabanın, öğretmenin ve her şeyin içinde evin, muhitin, okulun rolü birinci sırada gelir."

MÜSTEHCENLiK BELÂSI

Peyami Safa'nın Milliyet gazetesinde 19 Ocak 1958 tarihli sayısında çıkan "Alev Saçağı Sarıyor" başlıklı makalesinde önemli bir konu üstünde duruyor. izmir Gazi ilkokulu'nda düzenlenen liselerarası edebiyat toplantısında okunan açık saçık şiirler veliler tarafından tepkiyle karşılanmış, dinleyiciler toplantıyı protesto ederek terk etmişlerdir.

Bu tür çirkefliklerin başka illerde ve okullarda da yapıldığına dikkat çeken Safa, eğitimcilerin bu hususlar üzerinde dikkatle durmasını ve körpe dimağların sağlığına hassasiyet gösterilmesini arzu eder. Maneviyattan uzak yetiştirilen nesillerin toplumun başında bir kangren oluşturacağına işaret eden Peyami Safa, yazısına şu ikaz edici satırlarla son verir:

"Maneviyat yıkıcılığının bu derecesine Fransa'da değil, Sovyetler Birliği'nde de rastlamak imkânı yoktur. Alev saçağı sarıyor. Devletin itfaiyesi biraz daha gecikirse, karşısında yer yer uzanan vicdan ve idrak harabelerinden bir şey bulamayacaktır."

Çocuk suçlarında görülen artışın tesadüfi olmadığını, zararlı neşriyatın bu hususta büyük bir role sahip olduğunu vurgulayan Peyami Safa, güzel sanatlardan özellikle sinema ve edebiyat ürünlerinin toplumdaki dejenerasyonu körüklediğini ve ortaya 'suçlu çocuk'lar çıkardığını ifade eder:

"...Çocuk suçlarıyla meşgul olanlarımız (eğer varsa) bu suçluların üzerindeki tesirleri araştırdıkları zaman, kötü film ve macera hikâyelerinin yanında müstehcen edebiyatın rolünü de göreceklerdir. Pek sevdiğimiz ve beğendiğimiz birçok müstesnalarıyla, genç neslin edebî mahsullerinin çoğu, edebiyat disiplinine, ahlâk kaidelerine, büyüklere ve geçmişin bütün değerlerine saygısızlık telkin eden küstahça bir ruh davranışının belirtileridir."

Mütefekkirimiz, bazı yazarların kitaplarına çirkef isimler verdiklerini, edeb, hayâ, ahlâk, edebî usûl ve nizama aykırı hareket ettiklerini, bu tür kitapların kimi yayınevleri tarafından kör bir cehalet, hatta ihanet duygusuyla çocuklara sunulduğunu hatırlatır.

YALNIZ OKUL YETMEZ

Bazı velilerin çocuklarını okullara gönderdikten görevlerinin bittiğine inandıklarını, bunun büyük bir yanılma olduğunu belirten Safa, okulun kültür vermediğini söyler ve kültürün malzemelerini çocuğa aktardığına dikkat çeker. Türk Düşüncesi'nin 1 Ocak 1956 tarihli nüshasında bu hususta şu satırlarını okuyoruz Peyami Safa'nın:

"Bilgi ile kültür arasındaki fark anlaşılmadığı için bütün kültür hizmetleri maariften bekleniyor. Bilgi kültürün malzemesidir. Kültür bu malzemenin yeni terkiplerini vücuda getiren zekânın mutfağında pişmiş halidir. Okuldan kültür beklemek, bakkal dükkânını mutfak zannetmektir."

Romancımız, çocuğun eğitim ve terbiyesinin sadece öğretmenine yüklenemeyeceği inancındadır.
Çünkü öğretmen yalnız kaldığında, bu hizmetini hakkıyla yapamayabilir. Çocuğun çevresindeki diğer insanların da eğitim ve terbiye hususunda öğretmene ciddi mânada destek olmaları gerekir.

Cumhuriyet gazetesinin 26 Ocak 1938 tarihli "Sıkı Disiplinden Hür Disipline" başlıklı yazısı, Peyami Safa'nın eğitimle alakalı kayda değer tesbitlerini ihtiva ediyor:

"Terbiye tek adam işi değildir: Ana, baba, kardeş, akraba, öğretmen, arkadaşlar, sokaklar, yoldan gelip geçenler, sinemalar, kitaplar, binalar, duvarlar, velhasıl çocuğu çeviren bütün eşya, bütün insanlar ve bütün hadiseler terbiyevi birer tesire sahiptirler. Çocuk doğduğu andan itibaren, bu tesirlerin hepsi, ideal bir ahenk içinde, serbest bir disiplini kolaylaştıran ahlâk ve kafa şuurunu verebilirlerse otorite disiplinine lüzum kalmaz. Fakat bu, nazarî ve ideal bir terbiye nizamıdır ki dünyanın hiçbir medenî memleketinde kemalini bulmamıştır."

DİN EĞİTİMİ GEREKLİ

Peyami Safa'nın Din İnkılap İrtica kitabında yer alan makalelerinde din eğitimi üzerinde geniş şekilde duruluyor. Ultra-laiklerin, laikliği gerekçe göstererek din eğitimine karşı çıktıklarını kaydeden Peyami Safa, "din ve dünya işlerinin birbirinden ayrılması, din realitesinin okullarda topyekün inkâr edilmesi için bir sebep değildir" dedikten sonra Batı'daki okullarda verilen din, ilâhiyat ve ahlâk derslerine temas eder.

"Amerika'da Din Öğretimi" (Milliyet, 13 Ocak 1956) başlıklı yazısında dünyada din heyecanını en fazla duyan ülkelerin başında Amerika'nın geldiğini hatırlatan Safa, "Fakat Amerika'ya sadece viski içip devrilesiye sarhoş olmak için gidenlerin şehlâ bakışlariyle bu hakikatleri görmelerine, bilmelerine ve anlamalarına imkân yoktur" diyerek bizim kraldan fazla kralcıları silkeler.

Milletine tepeden bakan ve laikliği dinsizlik şeklinde anlayarak dindarlara öfke gösteren, din derslerine karşı olduğunu sık sık beyan eden kimi nasipsizlerin yüzünde, Peyami Safa'nın cevabı bir tokat gibi şaklar:

"Zındıklar ve züppeler çocuklarını din derslerine göndermeyebilirler. Bu arada Maçka dullarının da hakları mahfuzdur. isterlerse çocuklarını din derslerinden alıp aşk veya gangster filmlerine yollarlar. Fakat yüzde doksanı evlâdına din bilgisi ve terbiyesi verilmesini isteyen bir milletin bu arzusuna karşı koymak, demokratik bir memlekette, hiçbir Başvekilin haddi değildir ve Adnan Menderes'ten bu zıpırlığı ve züppeliği istemeğe de kimsenin hakkı yoktur."

Peyami Safa'nın din eğitimi ve terbiyesiyla alakalı yazılarından biri de "Din, Medeniyet, ilim" başlığını taşır.

Ulus gazetesinin 1 Mart 1950 tarihli sayısında yayınlanan bu yazıda romancımız önce bir hüküm veriyor: "Din terbiyesi ve telkini lâikliğe aykırı değildir." Hemen ardından da bu hükmünü çarpıcı bir örnekle delillendiriyor:

"İleri batı milletlerinin okullarında -ihtiyârî ve mecburî- din öğretimi, bütün batı radyolarında duaların ve din ayinlerinin yayınlanır."

Peyami Safa'nın eğitime dair düşüncelerini ihtiva eden çarpıcı yazı ve makaleler, işaret ettiklerimizle sınırlı değil. Bu dev düşünce ve sanat adamımızın diğer konularda olduğu gibi eğitimle ilgili fikirlerini de tam olarak anlayabilmek için Ötüken Neşriyat tarafından yayınlanan Objektif Serisi'ni okumak gerek.

Özellikle eğitimcilerin, sosyologların, psikologların ve ruhiyatçıların bu eserlerden öğrenebilecekleri bir çok hakikat var. Bizden hatırlatması...

NECİP FAZIL'IN GÖZÜYLE

Peyami Safa, mahrumiyetler içinde bile bir insanın kendisini nasıl mükemmel bir şekilde yetiştirebileceğine, sonra da dönüp içinde büyüdüğü toplumu eğitebileceğine çarpıcı ve çok iyi bir örnektir.

Yakın dostu Necip Fazıl Kısakürek, Peyami Safa'nın vefat yıldönümünde onun ruh ve beden portresini şu özlü sözlerle dillendirir:

"Kafası vardı, kültürü vardı, cümlesi vardı, üslubu vardı, meselesi vardı, iç dünyası vardı, hafakanları vardı, çilesi vardı, metafizik arayıcılığı vardı, imanı vardı, şüpheleri vardı, nefs murakabesi vardı, estetiği vardı, diyalektiği vardı, cesareti vardı, hasılı bir fikir ve sanat adamına gerekli vasıflardan payı vardı. Onun yokluğunun, ölüm tarihi olan bu gün, bu vasıfların yokluğunda seyrediyoruz."

1899-1961 tarihleri arasında çileler ve mücadelelerle dolu bereketli bir ömür geçiren, onbinlerce makaleye ve yüzlerce esere imza atan, kitaplarıyla milletimizi eğitmeye büyük gayret sarfeden mütefekkir- yazar Peyami Safa, İstanbul Edirnekapı Şehitliği'ndeki aile mezarlığında sevenlerinin ve okuyucularının dualarını ve fatihalarını bekliyor.

EĞİTİMLE İLGİLİ GÖRÜŞLER

* Hiç şüphe yok ki ideal terbiye, çocuğun kabahatlerini cezalandırmak değil, onu kabahat yapmaktan alıkoyacak bir seviyeye çıkarmaktır.

* Tahsil ve terbiye tatilde bitmez; insan ruhunun temayüllerine en uygun şekilleriyle, tahsil ve terbiye asıl tatilde başlar ve tatilde devam eder.

* Öğretmenin vazifesi yalnız öğretmek değil, aynı zamanda insan yetiştirmek olduğuna göre, sun'î bir intizam manzarası onu tatmin etmemelidir.

* Bir çok profesörlerin eserleri olmadığı gibi, basılmış ders takrirleri de yoktur.

Peyami Safa, hayatı sanatla, romanı insanla buluşturmuş, bir araya getirmiş, duygu ve düşüncelerini bu malzemelerin ışığı altında okuyucuya sunmuştur. Onun derdi insan. İnsan ve bütün meseleleri...
Dolayısıyla Peyami Safa dün okundu, bugün okunuyor, yarın da okunacak yazarlar arasında kalmaya devam edecektir.

HAKKINDA NE DEDiLER?

"Güneşi karartmak isteyen kaba saba bulutları en hafif temasıyla sıyırabilen tenkit kudreti, neşir hayatımızı iptidailikten koruyucu bir kuvvetti. Saf doğmatiklerin karşısında üstad bir sofist, anarşizmin karşısına dikilmiş bir Volter'di. Safderunlar arasında istihfaf gören komünizm tehlikesinin bir zehirli kılıç gibi her an başlar üstünde durduğunu idrâk eden keskin görüşlü milliyetçi nesli mukaddesatının kapısında uyanık tutan ikaz sadası oldu." Nurettin Topçu

"Peyami Safa Türk romanını masal azmanı ve Fransız romanının maymunu olmaktan kurtarmış ona kendi imkânlarının, yâni Türk romanının verebileceği ölçüde şahsiyet kazandırmış, düşünceyi ve gerçek bir iç mantığa sahip psikolojik tahlili hediye ederek dünya çapında olmak imkânını sağlamıştır. Etkisinin kalıcı olmasının sebepleri arasına Türkçe'yi büyük ifâde imkânlarına kavuşturabilme gücünü de ekleyebiliriz." Vecdi Bürün 

"Peyami Safa büyük kültür adamıydı. Dünya meselelerini bilirdi ve takib ederdi.Türk kültürünün zirvelerinden birisiydi. 'Türk Düşüncesi' diye bir dergi çıkarması boşuna değildi. Bugün Türk kültür politikası, Peyami Safa'yı düşününce bir defa daha insanın içini yakıyor." Ergun Göze

"Mütefekkir Peyami Safa'yı anlamak lâzımdı. Orada kaya gibi idi. Bütün ömrünce daima antiemperyalist, antikomünist kalmış daima spritüalist ve nasyonalist inancın müdafii olmuştu. Orada serapa fikir namusu idi." Recep Doksat

"Peyami Safa, günlük politika hadiselerinin zümre ve parti menfaaat ve görüşlerinin üstünde mutalaa edilmesi gereken bir şahsiyettir. Çünkü o bir zümre adamı değil, bir millet adamıydı." Faruk Kadri Timurtaş

"Peyami Safa romanlarında, kimi bir toplum yarasını, kimi doğu ile batı arasında bocalayan halimizi, kimi varlık ve insan bilmecesini çözmeye çalışmıştır. Sosyal ve ruhsal tahlillerin en güzellerini yapmış, sırasında toplum vergisinin üst basamağına çıkmıştır." Ahmet Kabaklı 

"Bir kültür mütehassısı, bir üstün kafa, bir hakiki sosyolog olarak ortaya koyduğu eserleri, gelecek nesillere her zaman ışık tutacak, yol gösterecek değerdedir." İlhan Darendelioğlu

http://www.medeniyetimiz.com/index.php?option=com_content&view=article&id=4210:muetefekkir-romanc-peyami-safa&catid=58:genel&Itemid=76 sayfasından alınmıştır...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder