23 Haziran 2014 Pazartesi

Ayşe Abla’nın telefon defteri - M. Nedim Hazar

Ayşe Şasa dünya defterini kapattı… Dualar eşliğinde aslî sahibine teslim ettik geçtiğimiz gün. Sadece çileli bir hayat yaşamış sinema insanı değildi şüphesiz.

Derin bir medeniyet mefkûresine dair tasavvurları olan, bu anlamda kafa patlatan, yüreğini açan biriydi Şasa. Bu nedenle en az onun enteresan hayat hikâyesi kadar, fikir ve tahayyüllerini öğrenip anlamaya dair de çaba harcanmalıdır, diye düşünmekteyim.

Kim, nasıl yapar bilemiyorum ama Ayşe Şasa’nın medeniyet ve sanat tasavvuruyla alakalı sempozyumlar filan düzenlenmelidir.

Dostlarının onunla ve hayat hikâyesiyle ilgili yazdıklarını okuyorsunuzdur muhtemelen. Okumaya da devam edeceğiz… Onu tanıyan herkesin üzerinde müttefiken durduğu bir konu Ayşe Hanım’ın telefonla inşa ettiği muazzam genişlikteki dünyadır.

Ayşe Şasa, bir eli neredeyse 24 saat telefonda yaşayan bir bilge kişiydi. Bu iletişim aracını yeryüzünde en hayırlı şekilde kullananlardan biriydi rahmetli. Ahizenin diğer ucunda Ayşe Abla var ise, mesele kuru bir hal hatır sorma ya da gıybet edip, kişi çekiştirme olamazdı.

Hakikatin künhüne vardığı andan itibaren farkına vardığı her güzelliği paylaşan, onu çoğaltıp yeni tepeler keşfetmeyi gaye-i hayal yapan bir münevverden bahsediyorum. Paylaşmak her şeyden önce bir şükrün ifadesiyle Ayşe Abla için. İç evreninin en izbeliklerini bile muazzam bir cömertlikle paylaşıyordu.

Bir tür Tekke terbiyesi aldığı için evi manevî derdi olanlar için bir sığınak gibiydi. Çileyle ördüğü manevî kozası o kadar genişti ki, hemen herkese bir şilte vardı bu tasavvuf limanında. Müthiş bir hassasiyet, muazzam bir rikkatle yaklaşırdı dostlarına.

Ona göre konuşulmayacak, yakınlaşılmayacak insan yoktu yeryüzünde. İçinden çıktığı sınıfı hor görmek bir yana, kucağında biriktirdiği ışığı onlara da yansıtabilmek için adeta çırpınırdı.

Bazen ısrar eder, dışarı çıkarmayı başarırdım. Aksiyon dergisini çıkarmaya başlarken yine kırmadı, gazeteye kadar geldi. Sinema yazıları yazma konusunda anlaşmıştık. ‘Çiçek Dürbünü’ koyacaktık köşesinin ismini.

Vinyeti bile çalışmışken, bir gece yarısı ‘Evimi basıyorlar, n’olur yetiş’ telefonuyla sarsıldım. Hastalığı tekrar nüksetmiş ve ıstırap dolu kabuğuna çekilmek zorunda kalmıştı yine. Nasip olmadı Aksiyon’da yazması.

Rahmetli eşi Bülent Oran ağabeyden enteresan bir özellik geçmişti ona. Sanat denilince son derece seçkinci olan Ayşe Hanım, Bülent Oran sayesinde, her sanat eserine başka bir merhamet ve toleransla bakmaya başlamıştı.

Yeşilçam senaristi Bülent Oran için kötü film yoktu. Bir süre sonra Ayşe Abla için de öyle olmaya başlamıştı. ‘Becerememiş ama iyi niyetli’ diyordu pek çok ‘olmamış’ iş için. Bu anlamda bir tür takdir ve yön makamıydı da.

Görünür değildi belki ama bilinirdi mutlaka.

Mensubiyet, mansıbıyet, illiyet filan bir yakınlaşma ölçüsü değildi asla. Hakikatin en ufak bir parıltısı, mesafe tanımaksızın onu heyecanlandırır ve yönlendirirdi.

Beklentisiz bir manevî ‘network’ü vardı rahmetlinin. Telefon onu fani aleme bağlayan tek bağdı belki ama en az kendisi için ifade edilen anlam kadar, bizler için de bir mana içeriyordu.

İletişim kurduğu insanlardaki profil renkliliği hayret uyandıracak cinstendi. Toplumun her katmanından, yakından uzaktan, başka şehirlerden ve başka ülkelerden.

Yaşadığımız günler Ayşe Şasa’nın bakış açısına muhtaç aslında. Onun telefon defterindeki renklilik ve gönlünün genişliği, yaşanan sıkıntılara ilaç olabilecek derecede önemliydi bence.

Bu nedenle ‘Ne yapmalıyız?’ diye soranlara, ‘Rahmetli Ayşe Abla’nın telefon rehberini örnek alın’ diyorum, sıkıntılarımızın, öfke, gündelik düşmanlıklarımızın, haset ve kıskançlıklarımızın çözümü orada çünkü…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder