6 Kasım 2013
OSMAN EĞRI - PROF. DR.
HITIT ÜNIV. HACI BEKTAŞ VELI ARAŞTIRMA VE UYGULAMA MERKEZI MÜDÜRÜ
Alevî-Bektâşî geleneğinde Muharrem ayının dışında kırk sekiz cuma
olarak isimlendirilen ve yılın kırk sekiz haftası perşembeyi cumaya
bağlayan geceleri cem erkânı yürütülmektedir.
Muharremiyye’deki şu satırlar aşûre gecesi erkânını özetlemektedir:
“Pes imdi bilmiş olasız kim âşûrâ günlerinde Ehl-i Beyt-i Rasûl’ün muhibleri cem’ olup, bir yere gelseler, aş pişirip, sohbet kılsalar, Hadîkatü’s-Süedâ ve Ravzatü’ş-Şühedâ ve bazı mersiyeler okuyup, Âl-i Muhammed’in çektikleri cefâların ve derd ü belâların yâd idüp, firkat ve rikkatle giryân olup, gözlerinden bir katre yaş akıtanların cümle günâhları hazân vaktinde ağaçların yaprakları döküldüğü gibi döküle.”
Her cemde mutlaka on iki hizmetten birisi olan su dağıtılması Kerbelâ’da susuz bırakılan Hz. Hüseyin aşkına yapılır. Böylece ceme katılan cânlar, Kerbelâ’da susuzluktan şehit olanların çektikleri sıkıntıyı tecrübe ederek, susamışları suya kandırma deneyimini yaşarlar.
Bir nevî nefislerinde var olması muhtemel bulunan mazlûm insanları susuz bırakma, onlara eziyet etme eğiliminden uzaklaşmaktadırlar.
Suyu dağıtan sakkasucu da, suyu içenler de benzer duygulara ortak olarak, Hz. Hüseyin ve yetmiş iki evlâdına su verirmişçesine erkânı uygulamaktadırlar. Dürrî, yaşananları mısralara şöyle yansıtmaktadır:
Sâkıya ver kırbadan âşıklara bir dane su,
Ahmed-i Mahmûd-ı Muhammed Mustafâ’nın aşkına,
Ah ciğer bin pâre oldu evliyânın aşkına,
Şah Hasan Hulk-ı Rizâ sâhib-i vefânın aşkına,
Vaka-yı Şâh Hüseyin’in aşkına ver câne su,
Kerbelâ vadilerinde cân veren atşâne su.
Mersiyede ifade edildiği gibi cemde dağıtılan su, aynı zamanda Ahmed-i Mahmûd-ı Muhammed Mustafâ’nın aşkınadır. Hz. Hüseyin, herhangi bir insan değildir.
Cümle mü’minlerin ikrâr verdiği, îmân getirdiği İki Cihân Serveri Muhammed Mustafâ’nın torunudur. Haydar-ı Kerrâr, Sâhib-i Zülfikâr’ın ve Hz. Fâtıma’nın oğlu, Hz. Hasan’ın kardeşidir.
Hıfzî, Hz. Hüseyin’i şehid edenlerin Hazret-i Peygamber’in hukûkunu saymadıklarını dile getirir. Hz. Hüseyin’i şehid edenler bir anlamda âlemlerin yüzü suyu hürmetine yaratıldığı Hz. Peygamber’in kanını yere dökmüşlerdir.
Onlar görünüşte Müslüman olmalarına rağmen dünya, makâm ve mevkî hırsına kendilerini kaptırarak, kalplerindeki inancı kaybetmiş kimselerdir:
Çün bilirdi nûr-ı çeşm-i Ahmed-i Muhtâr idi,
Vâlidi Âl-i Cenâb-ı Hazret-i Kerrâr idi,
Mâderi bint-i Rasûl-i Hazret-i Zehrâ idi,
Dâderi pâk-i Hasan-ı Hulk-i Rizâ Hünkâr idi.
Hz. Hüseyin’in Kerbelâ fâciâsına kadar devam eden, kararlı ve kendinden emin duruşu, o günden bugüne milyonlarca insanı etkilemektedir.
Hatâyî, Hz. Peygamber’in Hz. Ali’ye hitaben söylediği rivâyet edilen; “Ey Ali! Ben Kur’ân’ın tenzîli için mücadele ettim, sen de te’vîli için mücadele edeceksin” hadîsini hatırlatırcasına, Hz. Hüseyin’in kesik başının dahi Kerbelâ’da Kur’an okuduğunu dile getirir.
Bu iç yakıcı fotoğraf, her mü’minin zihninde sürekli canlı tutulan, “Ben size benden sonra dalâlete düşmeyeceğiniz iki emanet bırakıyorum.
Bunlar Kur’an ve Ehl-i Beyt’imdir” hadîsi ile de anlam bütünlüğü oluşturmaktadır. Kevser havuzunun başına kadar birbirinden ayrılmayacak olan Kur’an ve Ehl-i Beyt, şehâdet pahasına birbirinden kopmamıştır.
Hz. Hüseyin, dedesinden miras kalan Kur’an emanetine cânı ve başı pahasına sahip çıkmıştır. Onun bu sadâkati, derviş ve tâliblerin Kur’ân’a bağlılığını daha da pekiştirmektedir:
Kerbelâ’da delik taşlar,
Kur’an okur kesik başlar,
Fatmanaya olan işler,
Âh Hüseyin vâh Hüseyin.
Cem erkânı sırasında kurbanlar kesilmekte; lokmalar yenilmektedir. Pîrin, mürşidin duâsından sonra yenilen bu lokmalar “rızâ lokması”dır.
Birbirinden râzı olmayan, birbirine helâllik vermeyen cânların rızâ lokması yemesi doğru sayılmaz. Bu sebeple dede (pîr) cânlara dönerek; “Birbirinizden râzı mısınız, aranızda bir başkasından ağrınmış, incinmiş var mı?” diye sorar.
Aralarındaki senlik ve benliği kaldırmayanların, Hüseyin’leşerek dünya hırsını terk etmeyenlerin, Hakk için cânını ve başını vermeyenlerin, birlik ve dirliği sağlamayanların rızâ lokmasını yemelerine izin verilmez.
Malatyalı Sâdık Baba, bir mersiyesinde yenen lokmanın Hasan ile Hüseyin aşkına olduğunu vurgular:
Kaldır gitsin senlik benlik hatalar,
Benliğe yok dedi güzel atalar,
Kesilen kurbanlar yenen lokmalar,
Hasan ile Hüseyin’in aşkına.
Böylece âdâb ve erkân açısından bir eksiği kalmayan, senlik ve benliği terk ederek, yolun hakkını veren bir cân (tâlib) rızâ lokmasını yiyebilir.
Tâlib, kendi ailesi içerisinde de huzûr ve güveni temin edebilmelidir. Hz. Hüseyin, yârânı ve evlâdı ile birlikte şehit olmuştur. Onun en yakınındakiler, en yakın akrabalarıdır.
Bu sebeple Muharrem ayı, ev halkı ve akrabalar ile olan ilişkilere de dikkat edilmesi gereken bir zaman dilimi sayılmıştır.
“Ol günlerde her kim kendi ehlin ve iyâlin hoş tutsa, Hak Sübhânehû ve Teâlâ Hazreti ânın dirliğin dünyadayken kılıvere, hâl-i hayâtında oldukça azîm dirlik süre, kimseye muhtaç olmaya, ol dirlikle pîrliğe irişe, sâlihler, velîler gürûhuna karışa…”
cümlesi, erkânın aile ilişkilerine verdiği önemi göstermektedir.
Hatâyî başka bir deyişinde meydânda semâh dönen peyklerin dînin serveri İmâm Hüseyin’in dervişleri olduğu vurgusunu yapar.
Hakk aşkından dolayı yana yana, döne döne “Allah Allah” diyenler, Kadir gecelerindeki lütûf ve inâyete de mazhar olurlar. İnceden ince bu yol, İmâm Ca’fer’den Hz. Hüseyin’e kadar sürüp gitmektedir:
Senin dervişlerin semâlar döner,
Kadir geceleri şem’alar yanar,
Katarımız İmâm Ca’fer’e uyar,
Gel dînim îmânım Hüseyin.
Muharremiyye’de Hz. Peygamber’in Abdullah bin Mes’ûd’a tavsiye ettiği ayrıntılı bir aşûre gecesi erkânı yer almaktadır.
Bu erkânda aşûre gecesi kaç rek’ât namâz kılınacağı, hangi rek’âtta hangi sûrenin okunacağı, kaç kere salavât getirilip, tesbîh çekileceği ve okunacak duâ tarif edilmektedir:
“Her kim âşûrâ gecesi pâk gusül idüp ve abdest alıp, ârî donlar (elbiseler) giyse, kıbleye müteveccih olup (dönüp), on rek’at namâz kılsa, her bir rek’atta bir Fâtiha üç İhlâs-ı Şerîf ba’de’l-ferâğ (tamamlayıp) tesbîh ve duâ kılıp, yetmiş kerre Rasûlullâh Hazreti’ne salavât getirse ve yetmiş kerre istiğfâr-ı tövbe idüp Estağfirullâh Sübhânallâh ve’l-Hamdü lillâhi velâ ilâhe illallâhu vallâhu ekberu lâ havle velâ kuvvete illâ bi’llâhi’l-aliyyi’l-azîm dese, Hak Sübhânehû ve Teâlâ, o kişinin kabrini misk ve amberle doldura ve feriştehlere (meleklere) buyura ki; kıyâmete değin ol kulun mezârın ziyâret ideler ve kıyâmet gününde kabrinden kopucak şehîdler ve sâlihlerle haşrola, hesâbsız ve azâbsız Cennet’ül-Me’vâ’ya ve Firdevs-i A’lâ’ya vâsıl ola (kavuşa).”
Pîr Sultan Abdal’ın ifadesiyle; erenlerin serdârı olan İmâm Hüseyin, velâyet için gerekli olan cândan geçme amelini yerine getirerek, erenlere bir nevî maneviyât fermânı yazmıştır.
Muharremiyye velâyete nasıl erilebileceği hakkında da bilgiler verilmektedir. Hakk için kendisini kurbân eyleyen Hz. Hüseyin’in ayı olan Muharrem’de tâlib-i velâyetin dilinin virdi olan Hakk’ın güzel isimleri de sıralanmaktadır.
Yazmada Muharrem’in ilk gününden itibaren sabah Cenâb-ı Hakk’ın Allâh, Hafîz, Alî, Kâfî, Bâsit, Rezzâk, Selâm, Vedûd ve Azîz isimlerinin kaçar kere zikredileceği tarif edilmektedir. Her bir ismi zikretmenin maddî ve manevî fazîletleri anlatılmaktadır.
Böylece Hz. Hüseyin rol modelinin zihinlerde canlandığı, kökleştiği Muharrem ayı tâlib ve dervişlerin maddî/manevî kirlerden arındıkları, Hüseyin’leştikleri, Hakk ve hakîkata bağlılıklarının arttığı bir zaman dilimi olmaktadır.
Mürşidin şahsında Muhammed Mustafâ (s.a.v.)’ya verilen ikrârın tazelendiği bu ayda, okunan mersiyeler ve dökülen gözyaşları sayesinde gönüllerdeki dinî ve ahlâkî duygular yeşermektedir.
Harekete geçen iyilik yapma iradesi sayesinde fakîr, miskîn ve yetimler sevindirilmektedir. Nefsin aşıldığı bu süreçte Ehl-i Beyt’in en önemli vasfı olan cömertlik, şefkat ve merhamet gibi toplumu birbirine yakınlaştıran duygu ve davranışlar daha kolay karakterize edilebilmektedir.
Mersiye ve Maktel-i Hüseyin’lerle birlikte Kur’ân’ın daha çok okunduğu, Allâh’ın daha fazla zikredildiği bu ayda tâlibin ailesi ile olan ilişkileri de olumlu yönde etkilenmektedir.
Bu ayda Allâh’ın birliğini ifade eden kelime-i tevhîd daha bir içten okunarak, peykler semâhı daha büyük bir ilâhî coşkuyla dönmektedirler.
Lâ ilâhe illallâh, illallâh Şâh illallâh, Ali mürşid güzel Şâh, Şahım eyvallâh eyvallâh sözleriyle edâ edilen miraçlama erkânı sırasında Allah sevgisi yüreklere işlenmektedir.
Hz. Hüseyin aşkına dağıtılan suyla zihinlerdeki ma’rifet ve kalplerdeki muhabbet artmaktadır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder